12 Mayıs 2011 Perşembe

Kar - Orhan PAMUK


Romanda yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki yazılar tamamen otlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret olsa da bazı yerlerde kısaltlmalar ve birilerini veya biryerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak kesintiler yapılmıştır.
Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesminin Kars ilinde geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka” olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan “Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini, konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve sevecenliğini anlatır.
Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu otelde kalır.
Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve sanatkarlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden misafirperverlikten de vazgeçmezler.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Çanlar Kimin İçin Çalıyor - Ernest HEMINGWAY


Roberto Jordan; sarı saçlı, rüzgar ve güneşle yanmış yüzü, ince yapılıydı. Çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz, Roberto Jordan ‘ın şimdiye kadar çalıştığı en iyi general olmasına rağmen, tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.


Aşağıda yaşlı adam onu arabada beklemekteydi. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kashlein görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.



Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.

Aşk - Elif Şafak


Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır hasretinde..

Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi düzenli ve görünüşte 'sorunsuz' bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir.



Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.

Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar acılar… ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar ödediğimiz bedeller…

Aşk… kitap içinde bir kitap hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası…

Aşk… Elif Şafak'tan arayışa gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman



Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk - İskender Pala

Vaktiyle, Arap kabilelerinden birinin başına bir Bey geçer. Bu Bey’in uzun yıllar çocuğu olmaz. Allah’a yakarışlar neticesinde bir oğlan çocuğu olur ve adını “Kays” koyar. Artık tek umutları ve ileride kabilenin başına geçecek tek kişi bu çocuktur.

Daha doğar doğmaz ağlamaya başlayan, feryat eden Kays; olağan dışı bir çocuktur. Çok küçük olmasına rağmen ancak Leylâ’yı görünce susmaktadır. Bir zaman sonra Kays ile Leylâ aynı mektepte okumaya başlarlar. İkisi de birbirlerine ölesiye âşık olurlar. Bir zaman sonra bu aşk Leylâ’nın anasının kulağına gider ve anası bu aşkı tasvip etmediğinden kızını okuldan alır. Leylâ’dan ayrı düşen Kays kendisini çöllere vurur ve artık evine gitmez olur. Artık Kays çevresinde delirmiş, cinlenmiş anlamına gelen “Mecnûn” adıyla anılmaya başlanır.
Mecnûn’un bu halini gören babası oğlunu eve gelmeye ikna eder ve Leylâ’yı Mecnûn’a istemeye karar verir. Fakat Leylâ’nın babası Mecnûn’un akıllanması şartıyla kızını vereceğini söyler. Mecnûn’un babası çaresiz onun akıllanması için her çareye başvurur. En sonunda Mecnûn’u Kâbe’ye götürür. Fakat Mecnûn Kâbe’de Allah’tan aşk belası ister ve de kabul olduğundan Leylâ’ya olan aşkı daha da çoğalır.